Fransa ile Türkiye farkı: Devleti geri getirmek

Ne demek istediğime geleceğim…

Önce cv/özgeçmiş yazayım:

Vedat Milor’u bilmeyeniniz yok; gastronomi/ yemek sanatı yazıları yazıyor, programlar yapıyor…

Galatasaray Lisesi ve Boğaziçi Üniversitesi’nden mezun.

London School of Economics/LSE ve California Üniversitesi/Berkeley’de yüksek lisans yaptı. J. Habermas, M. Foucault, P. Feyerabend, E. Cardoso’nun derslerini takip etti.

Berkeley’de sosyoloji ve Stanford Üniversitesi’nden hukuk doktorası aldı. Dünya Bankası’nda iki yıl çalıştı. Brown Üniversitesi’nde akademisyenlik yaptı. Teknolojinin kalbi Silikon Vadisi’nde bulundu. Vs.

Vedat Milor’un yolu daha sonra “yemek sanatı” ile kesişti. Kim ne diyebilir ki? Ancak bu “kader çizgisinin” finaline itirazım var!

***

Cambridge Üniversitesi mezunu Michael Burawoy, tanınmış Marksist sosyolog. “Rıza Üretimi: Tekelci Kapitalizm Altında Emek Sürecindeki Değişiklikler” gibi kitapları var.

Prof. Burawoy, 2010-2014 yılları arasında Uluslararası Sosyoloji Derneği/ISA başkanlığı görevini yürüttü. Halen California Üniversitesi’nde çalışmalarını sürdürüyor…

Vedat Milor, Berkeley’de Prof. Burawoy’un “Gelişme ve Az Gelişme Sosyolojisi” dersinden çok etkilendi. Ve tezine hocası ile karar verdi.

Doktora eser geçen yıl Türkçe basıldı: “Devleti Geri Getirmek: Türkiye ve Fransa’da Planlama ve Ekonomik Kalkınma Üzerine Karşılaştırılmalı Bir Çalışma.”

Bu doktora, Amerikan Sosyoloji Derneği’nin 1990 yılında verdiği “en iyi tez ödülünü” kazandı…

Vedat Milor’un bu tezi seçmesinin çeşitli sebepleri vardı.

Türkiye, ilk beş yıllık kalkınma planını 1963-1967 yılları için hazırlandı. En son -kağıt üzerinde kalan- on birinci kalkınma planı (2019-2023) yaptı.

Güney Kore ilk 1962 yılında kalkınma planı hazırladı. Peki: İç savaş yaşamış Güney Kore kamucu planlama ile Türkiye’yi fersah fersah nasıl geçti? Ya Çin’e ne demeli?

İkinci Dünya Savaşı yıkımla çıkan Fransa, planlama teşkilatını 1946 yılında kurarak devletin öncü rolüyle Avrupa’nın ikincisi, dünyanın dokuzuncu ekonomisi nasıl oldu?

Planlama bu ülkelerde ve Türkiye’de nasıl böylesine farklı rol oynadı?

En kabasını yazayım:

Planlamayı “komünist icadı” sanıp, “bize plan değil pilav lazım” diyen sağcı iktidarların Türk ekonomisinin bu acıklı halinden sorumlu olduğu tartışılmayacak denli açık değil mi?

Planlamaya getirilen sağcı siyasi sınırlama en son 2011 yılında AKP’nin, Devlet Planlama Teşkilatı’nı lağvetmesine yol açtı: “Yaşasın plansız ekonomi!”

***

Sağı bırakın zamanla sosyal demokratları etkileyen safsata şu oldu:

-Az gelişmişlikten kurtuluş ancak, devleti pazardan kovan neoliberal piyasa ekonomisi ile mümkündür. Devletin kalkınmadaki öncü rolü reddedildi. Vs.

Neoliberal anlayış bir “kurtuluş reçetesi” değil, siyasi-ekonomik- kültürel neo-muhafazakâr ideoloji aslında…

Bu kafa; yerli tarımı ve milli sanayiyi koruyan stratejik ve akılcı kamuculuğu yok ederek, tüm servetin “küresel ağababaların” elinde toplanmasını sağladı. Bu bağımlılık yapan reçetede ulus yok, hak hukuk sadece küresel sermaye lehine…

Fransa bu yola büsbütün niye sapmadı? Daha doğrusu, sapamadı? Çünkü Fransa’da çoğulcu demokrasi anlayışı hâkim ve sivil denetim kendini -aynı bugün Fransa sokaklarında olduğu gibi- her fırsatta gösteriyor.

Bizde ise partiler, iktidarda kalmak ve iktidara gelmek için planlamaya-demokrasiye gerek duymuyor. Çünkü planlama ile seçim (ve servet) kazanmak güç…

Vedat Milor’un etkili kitabını okuduktan sonra düşündüm:

– “Türkiye birikimli beyin gücünden neden yararlanamıyor?”

Fransa ile Türkiye arasındaki planlama başarısı farkının bir nedeni de bu: Liyakat sorunu!

Soner Yalçın

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*